Hayvan Çiftliği, (orijinal adıyla Animal Farm) İngiliz romancı George Orwell'in mecazi bir dille yazılmış fabl tarzında siyasi hiciv romanıdır. Bu yazıda, İmge Kılınç, roman hakkında ayrıntılı bir okuma yapıyor.
Dikkat! Aşağıdaki inceleme metni, Hayvan Çiftliği romanının içeriği hakkında ayrıntılı ipuçları içermektedir.

Beylik çiftlikte Bay Jones uyuduğunda bir hareketlilik başladı. Bütün hayvanlar ağılda toplanacaktı. Koca Reis adlı çok saygıdeğer bir domuz konuşma yapacaktı.

Burada Koca Reisin çiftlikte hayvanlar içindeki popülaritesi vurgulanır.

Bu toplantıya herkes katılacaktı. Domuzlar, ördekler, atlar, tavuklar, köpekler, kediler…

Toplantıya meclis havası verilmiş; bu meclise katılan hayvanların çeşitliliği bize statü farkının önemsiz olduğunu ya da başka bir deyişle statü kavramının olmadığını gösterir.

Herkes toplandıktan sonra Koca Reis gösterdikleri emeğin karşılığı olmadığını, sömürülen işçi pozisyonunda olduklarını söyler. Ama doğanın yani çiftliğin dışındaki hayatın bunlarla sınırlı olmadığını, aksine rahat bir yaşam sunduğunu söyler. Onlara aslında hep korktukları sonlarını yüzlerine vurur. Ürettiklerinin karşılığını alamadıklarını, tek düşmanlarının sahipleri yani insanlar olduğunu söyler. Ve tüm hayvanlara seslenir: “Ayaklanın!”

“Ayaklanın!” emir cümlesi mevcut rejime bir başkaldırı gösterilmesi gerektiğini belirtir.

Daha sonra sıçanların yoldaş olup olmadığını tartışmaya açar. Ve bunu oylamaya sunar. Oylama sonucu, yoldaş oldukları yönündedir.

Hayvanların düşüncelerinin yani halkın düşüncelerinin önemini vurgulanıyor.

Daha sonra Koca Reis insanlara karşı savaşırken onlara asla benzememeleri gerektiğini anlatır.

Bu sözü, iktidara geldikten sonra yapılan hataların tekrarlanmamasını amaçladığı için söylediğini düşünebiliriz.

Ve son olarak toplantı biterken rüyasında gördüğü şarkıyı mırıldamaya başlar:

İngiltere ve İrlanda’nın hayvanları
Bütün ülkelerin, iklimlerin hayvanları
Kulak verin müjdelerin en güzeline
Düşlediğimiz Altın Çağ önümüzde.

Böyle devam eden bu şarkı kitabın diğer bölümlerinde iktidarın devrileceğini, halkın kak ettiği şeyleri alacağını, köleliğin son bulacağını ve özgürlük kavramını vurgular.

Koca Reis ölür ama hayvanlar etkinliklerine devam ederler. Bunun nedeni fikrin sönmemesi, ateşini, yaptırım gücünü kaybetmemesi gerekliliğidir. Örgütleme ve bu toplantılara başkanlık etmeleri için iki erkek domuz seçildi. Bu domuzların özellikleri, ağızlarının iyi laf yapması ve kararlı olmalarıydı. Bir de temel ilkeler benimsendi.

Başkan seçilmesi, bir siyasi topluluğun illa ki bir lidere ihtiyacı olduğunu gösterir. Ve inandırıcılık ve kararlılık da bu liderlerin sahip olması gereken kişilik özellikleridir. İki lider seçilmesi mecliste muhalefet havası yaşanması ve en doğru kararı alabilmek içindir. Temel ilkeler de bir siyasi topluluğun hedeflerinin belirli olmasının önemini gösterir.

Hayvanlar sürekli olarak bir ayaklanma planı yapıyor, yalnız bunu eyleme dönüştüremiyorlardı. Bir gün eve sarhoş gelen Bay Jones bütün hayvanları kırbaçladı. Hayvanlar için bu şiddet bardağı taşıran son damla oldu ve tüm hayvanlar birden delirmiş gibi saldırmaya başladılar. Hayvanları hiç böyle görmeyen Bay Jones çiftliği terk etmek zorunda kaldı.

Zorlama, halkı susturmak yerine daha da ayaklanmaya sevk etmiştir.

Önce inanamadılar, sonra tüm çiftliği gezdiler. İnsanları hatırlatan her şeyi yok ettiler. Bu galibiyetten sonra bütün hayvanlara ikramlar dağıtıldı. Daha sonra çayıra indiler; her gün gördükleri çayır onlara cennet gibi geliyordu. Eve girmekte önce tereddüt ettiler, sonra eve de girdiler.

Eve girmekten çekinmelerini kölelikten iktidara geçerken yaşadıkları statü şoku olarak değerlendirebiliriz.

Daha sonra çiftliğin adını değiştirdiler. Ve yeni ilkeler koyuldu. Bu ilkelere Yedi Emir adı verildi:

  1. İki bacaklı canlılar bizim düşmanımızdır.
  2. Dört bacaklı canlılar dost ve mütefikimizdir.
  3. Hayvanlar asla giyinmeyeceklerdir.
  4. Hayvanlar asla yatakta yatmayacaklardır.
  5. Hayvanlar asla içki içmeyeceklerdir.
  6. Hayvanlar asla hayvanları öldürmeyeceklerdir.
  7. Bütün hayvanlar eşittir.

Bu ilkeleri ve çiftliğin isminin değişmesini yeni bir rejimin beraberinde gelen, ulusal kimlik oluşmasını sağlayan yenilikler olarak nitelendirebiliriz.

Hasatın bereketli olması emeklerinin karşılığı olmuştu. Domuzlar tarlalarda doğrudan çalışmıyor; yönetici pozisyonunda oluyor ya da işbölümü ve görevlendirmeyi yapıyorlardı. Herkes gücü ve yeteneğine göre çalışıyordu. Pazar günleri kimse çalışmıyor; önce bayrak göklere çıkartılıyor, sonra toplantı yapılıyor, gelecek haftaki işler veya kararlar konuşuluyordu. Bu toplantıdan sonra İngiltere’nin Hayvanları adlı şarkı söyleniyor, geri kalan zamanda hayvanlar gönüllerince eğleniyorlardı.

Bu toplantıları resmi bir törene benzetebiliriz. Meclisin açılması, kararların alınması, gerekli konularda oylama. Ve bu toplantılardan sonra Ulusal Marş olarak sembolleştirebileceğimiz “İngiltere’nin Hayvanları” şarkısının söylenmesi…

Her şey böyle devam ederken bir yandan da okuma yazma kursları açılıyor, Temiz Kuyruklar Birliği kuruluyor, Yumurta Üretim Kurulu çalışmaya devam ediyordu.

Tüm bunları bir toplumsal etkinlik olarak görebilir; bu kuruşları ve örgütlenmeyi devletin örgütlenmesi olarak örneklendirebiliriz.

Bir ara fark edildi ki sütler ve olgunlaşan elmalar ortadan kayboluyordu. Daha sonraları anlaşıldı ki tüm bunlar domuzlara veriliyordu. Hemen Napoleon açıklama yaptı: aslında tüm bunları yemekten zevk almadıklarını, yalnızca bunlara ihtiyaçları olduğunu ve domuzlar olmasa Jones’un geri döneceğini söyleyerek tüm halkı bu konuda ikna etti.

Aslında bu olay, toplum içinde iktidar ve halkın koptuğu bir gelişmeydi. Demokrasinin hâkim olduğu düşünülen bir toplum, ayrıcalığın o acı tadıyla karşı karşıya gelir ve ağızlarına bir kaşık bal çalınarak bir süreliğine susmaya mahkum edilir.

Hayvan çiftliğinde yaşananlar kısa sürede tüm ülkede duyuldu. Çevredeki tüm çiftliklerde bir başkaldırı dalgası yükseldi. Hayvanlar kısa sürede İngiltere’nin Hayvanları şarkısını ezberledi. İnsanlar bu duruma çok sinirleniyor, bu durumda yakalanan hayvanları öldürüyorlar, bu da ayaklanmanın ateşini yükseltiyordu.

Bunu, tarih boyunca azınlıkların veya bir ülkede bulunan farklı bir ırkın ayaklanmasının, diğer ülkelerdeki benzer durumdaki insan topluluklarını cesaretlenmesiyle özdeşleştirebiliriz. Hayvanların öldürülmesi, gözü dönmüş bir militanın devlet tarafından susturulmasıyla birdir.

Ekim başlarında Jones bir düzine adamla çiftliği basar. Aslında bu beklenen bir saldırıydı ve hayvanlar yerlerini aldılar. Bu planı önceden yapılmış bir savunmaydı. Çok geçmemişti ki Jones ve adamları geldikleri gibi kaçtılar. Tüm hayvanlar bu duruma çok sevindi. Ölen hayvanlara tören yapıldı, ardıç fidanları dikildi ve İngiltere’nin Hayvanları şarkısı söylendi. Kış yaklaştıkça Mollie sürekli işten kaytarıyordu. Ve bir gün komşu çiftliklerden bir adamın Mollie’nin burnunu okşadığını ve onun buna sesini çıkarmadığını gördüler. Ahırda samanlarının altında şekerler ve kurdeleler bulundu. Birkaç gün sonra kaybolan Mollie’nin, bir arabaya bağlanmış olduğu halde, sahibi tarafından beslendiği duyuldu ve o günden sonra bir daha Mollie’nin adı kimse tarafından anılmadı.

Her toplulukta bulunduğu halden mutlu olmayıp yoldaşlarını bırakacak bireyler vardır.

Çiftlikte yel değirmeni yapım fikirleri öne atıldı. İktidardaki iki isim, Snowball ile Napoleon sürekli bu sebep yüzünden tartışıyorlardı. Son olarak Snowball’un fikirleri doğru bulundu. Bunu kaldıramayan Napoleon, köpeklerini onun üzerine saldı ve Snowball’u çiftlikten uzaklaştırdı. Hemen ardında halkı toplayıp Snowball’un bir hain olduğunu savunan bir nutuk çekti.

Burada görüyoruz ki; iktidar mücadelesi sınır tanımıyor ve iktidarın tekliğini sağlayabilmek için illegal yollarla da olsa taraflar birbirlerini yok etmeyi göze alabiliyorlar. Bıı olayı ilk kez yaratılan politik hava olarak da düşünebiliriz. Mantıklı karalar alınabilmesi için ikilik yaratıldığı halde, taraflar taktik uygularlar ve karşı tarafın tezini veya masalımızda olduğu gibi karşı tarafı tamamen çürütebilmek yolunda her şey yapılabilir.

Artık hayvanlar daha çok çalışıyorlardı ama bundan şikâyetçi değillerdi; yemekleri eskiye göre aynıydı ama artık özgürlerdi.

Buradan anlaşılıyor ki kişisel çıkarlar her ne kadar önemli olsa da kişisel haklar bunların önüne geçebiliyor.

Yeni başkanları Napoleon değirmen yapımı için paraya ve insanlarla alışverişe ihtiyaçları olduğunu söyleyince herkesin aklı karıştı. Sonuç olarak ilk alınan kararlardan değil miydi insansız hayat? Hayvanlar siyasetin onları bıraktığı ikilem arasında sıkışıp kaldılar. Alınan yersiz ve saçma kararlar hayvanlara zorla kabul ettirilmeye başlandı. Sonra çiftlik evine taşınıldı. Bunun yasak olduğunu düşünenler “Yedi Emir”e gidip baktılar: böyle bir yasa yoktu. Yalnızca domuzlar bu eve taşındı. Yataklarda yatılıyor, bu evde yaşıyorlardı. Napoleon gibi bir liderin basit bir ağılda ayyaşaması beklenemezdi. Birkaç gün sonra domuzların diğer hayvanlardan geç kalkacağı öğrenildi. Bu da kabul gördü ki zaten oylamaya sunulmamıştı.

Domuzlara sunulan bu ayrıcalık iyiden iyiye sezilmeye başlanmıştı. Oylamaya sunulmaması, demokrasinin yerini monarşik bir devlet anlayışına bıraktığının somut örnekleriydi.

Bir gece yel değirmeni yıkıldı. Napoleon çok sinirlendi; bunu yapanın Snowball olduğunu söyledi. Onu idam cezasına çarptırdığını, onu öldüren kişiyi cezalandıracağını söyledi.

Napoleon’un böyle bir karar vermesi yürütme ile birlikte yargının da kendisinde olduğunu gösterir. Bu organların tek elde toplanması demokrasinin olmadığının bir başka örneği olarak gösterilebilir.

Kış geldiğinde iyice soğuk oldu ve tahıllar bitti. Napoleon tavuklara bir sözleşme uzattı. Bu sözleşmeye göre tavuklar ona para ile satılması için haftada 400 yumurta verecekti. Tavuklar tam da ilkbahar kuluçkası döneminde bunun bir cinayet olacağını düşünüyorlardı. Ve Jones döneminden sonra ilk kez bir isyan çıktı. Tavuklar çatıya çıkıp yumurtluyorlardı; sonra da bu yumurtalar yere düşüp kırılıyordu. Napoleon hemen tavukların tahılını kesti ve onlara yem verecek olanları cezalandıracağını söyledi. Nitekim bu uyarılar başarılı da oldu. Beşinci günün sonunda tavuklar kümeslerine geri döndüler.

Bu tutum, iktidarın halk üzerindeki yaptırım gücünü ve izlediği caydırıcı politikayı gösterir.

Bu sırada çiftlikte dedikodu başladı. Snowball gizlice geliyor, süt bidonlarını deviriyor, tahılları boşaltıyor, yumurtaları kırıyordu. Napoleon hemen bir toplantı düzenledi ve Snowball ile hâlâ görüşen birileri varsa bunu hemen itiraf etmelerini söyledi. İtiraf edenleri herkesin içinde teker teker öldürdü. Herkes şoktaydı, birbirlerine sarılarak değirmenin yapıldığı tepeye çıktılar. Yatıp gökyüzüne bakarak İngiltere’nin Hayvanları şarkısını söylemeye başladılar. Hepsinin içinde aynı burukluk vardı. Koca Reis’in kurduğu o hür, kendine güvenen toplum yerini baskıya yenik düşmüş suskun ve itaatkâr bir topluma bırakmıştı. Artık kimse konuşamıyordu. İngiltere’nin Hayvanları şarkısı hiç bu kadar hüzünlü söylenmemişti.

Ardından Nopoleon’un yardımcılarından biri geldi ve artık İngiltere’nin Hayvanları şarkısının söylenmesinin yasaklandığını söyledi. Herkes çok şaşırdı. O şarkı onlar için çok anlamlıydı. Ve yeni şarkıyı duyduklarında içlerindeki burukluk arttı:

Hayvan Çiftliği, Hayvan Çiftliği inan
Benden sana zarar gelmez hiçbir zaman!

Bu şarkı artık onların özgürlüklerinin değil, fakat esaretlerinin simgesi gibiydi.

Nopoleon ‘un Snowball ile görüşenleri öldürmesi ibret-i âlemlik bir güç gösterisiydi. O halkın Snowball ile görüşüp doğru yolu bulmasından korktuğu için bütün iletişimlerini kesmek istiyordu. İngiltere’nin Hayvanları şarkısının yasaklanması o şarkının söyleyenlerde bir coşku, hatta ayaklanma isteği uyandırmasından kaynaklanıyordu. İktidar, gözü açık, özgürlüğüne düşkün bir toplum yerine her istediğine evet diyen kukla gibi bir halk istiyordu.

Hayvanlar git gide Napoleon’a bağlanıyor, büyük bir hayranlık duymaya başlıyorlardı. Napoleon’a şiir yazılmış, “Yedi Emir”in yanına asılmıştı. Komşu çiftliklerle ilişkiler düzelmiş ve kereste alışverişi başlamıştı. Daha sonra kerestelerin karşılığı olarak verilen paralar sahte çıktı. Ve karşı tarafla bir savaş başladı. Çiftliği basan adamlar yapımı henüz bitmiş olan yel değirmenini patlattılar. Ama hayvanlar savaşı kazandılar ve bu savaşın adını Yel Değirmeni Savaşı koydular. Bu savaşı kutlarken domuzlar viski içtiler ve Napoleon aşırı içkiden hasta oldu. Sonra “Yedi Emir”in bir maddesinin daha değiştiği görüldü. “Kimse aşırı içki içmeyecek!”

“Yedi Emir”in değiştirilmesinden anlıyoruz ki iktidara sahip olanlar anayasayı kendi lehlerine göre istedikleri gibi değiştirmişlerdir.

Sürekli olarak eskiyle kıyaslanıp şu dönemde daha iyi yaşadıkları söyleniyordu. Eski düzeni neredeyse unuttukları için bunlara inanıyorlardı. Bu sırada dört dişi domuz, çiftlikteki tek erkek domuz olan Napoleon’dan 30 domuz yavrusu doğurdular. Bu yavrulara dersler veriliyordu. Ardından yeni emirler çıkarıldı. Kimse bu yavrularla arkadaşlık kurmayacak, diğer hayvanlar domuzlara saygı gösterecek, geçerken yol vereceklerdi.

Ayrımcılığın yavaş yavaş hissedildiği düzende sınıf farkı ortaya çıkmış, kast sisteminin katı kuralları hafifletilerek halka sunulmuştu.

Daha sonra çok sevilen at, Boxer öldü ve at kasabına götürüldü. Bunu tüm hayvanlar duymuştu ama konu örtbas edildi. Ve bu satıştan gelen parayla domuzlar bir kasa daha viski aldılar.

Bu olaydan anlaşılıyor ki o toplumda yaşananlar halkın isteğine göre değil iktidarın yönlendirmesiyle yaşanıyor. Susturulan halk, unutturulmuş bir konuya, gerçekleşmemiş bir hadiseye gerçekten yaşanmış gibi zorla inandırılabiliyor.

Yıllar geçti. Her şey çok değişti. Değirmen tamamlandı. Yeni tarlalar satın alındı. Çiftlik zenginleşti ama hayvanların yaşam standartlarında bir değişme olmadı. Tabiî köpekler ve domuzlar hariç. Bir gün çok şaşırtıcı bir olay oldu; bütün domuzlar iki ayakları üzerinde yürümeye başladılar. Ardından Napoleon göründü; o da iki ayağının üzerindeydi; bir de ön ayaklarının birinde bir kırbaç vardı. Ertesi gün bütün domuzların elinde kırbaç vardı. Elbise giymeye, pipo kullanmaya başladılar. Diğer hayvanlar koşa koşa “Yedi Emir”in yazılı olduğu tahtaya bakmaya gittiler ve o an gördüler ki tahtada tek bir emir yazıyordu:

Bütün hayvanlar eşittir. Ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir.

Bu emir zaten her şeyin açıklamasıydı. Ertesi gün komşu çiftlikten insanlar geldiler. Çiftliğe girip domuzlarla birlikte içki içip şarkı söylediler. Hayvanlar gizlice eve girip gözleri dolu dolu bu manzarayı izlediler. Ve sonra bir gürültü koptu. İki lider kumarda aynı elde iki as attıkları için kavga etmeye başlamışlardı. O an hayvanlar insanların yüzündeki ifadeyle domuzların yüzündeki ifadenin aynı olduğunu gördüler. Her şey apaçıktı.

Her şey gerçekten apaçıktı: demokrasi rüzgârı estiren güçlü bir iktidarın, monarşik yapıya dönüşü ve git gide yok olması gibi…

Roman hakkında ayrıntılı bilgi için: Hayvan Çiftliği

Bu yazı 12 Mayıs 2011 tarihinde yayımlandı.

Bugüne kadar 1.728 kez görüntülendi.

YORUMLAMA BİRİMİ
Aşağıdaki formu kullanarak bu yazıya ilişkin yorum yazabilirsiniz. Unutmayın, yazacağınız her yorum öncelikle yönetici onayından geçmektedir; bu nedenle, yazının sanatsal değerine yönelik olmayan, yazıya anlamca ve yapıca katkıda bulunmayan eleştiri, cevap, yorum ve açıklamalar yayımlanmaz. Ayrıntılı bilgi için İlkeler sayfamıza bakabilirsiniz. İlginize teşekkür ederiz!
“Hayvan Çiftliği” için 2 Yorum »

  1. cenkcenkci @ 23 Mayıs 2011 ~ 17:39

    İncelenen kitap gerçekten güzel bir kitaptır. Herkesin okumasını tavsiye ederim.

    [Yanıtla]

  2. gökçen @ 14 Nisan 2013 ~ 18:44

    Kitap çok etkileyiciydi ve inceleme çok başarılı olmuş

    [Yanıtla]

Bir yorum yazın »

Seçmece

Fatih Cam, pek bilinmez ama SDÜ Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Yüksek Lisans derecesine sahiptir. Hat sanatı ile uğraşan, kalemini elinin uzantısı kabul edip şaşırtıcı soyut biçimler üreten hocamızın birkaç çizimini beğenilerinize sunuyoruz. — Fatih Cam, evrimLEŞmenin ağırlığına hafif dokunuşlar

Sayılarla Dergimiz

  • Dergimizde 100 yazı var.
  • Yazılara 166 yorum yapıldı.